Depresyonda İştah Değişimi: İştah Artar mı Azalır mı?

Depresyonda İştah Değişimi: İştah Artar mı Azalır mı?

Depresyonda İştah Değişimi: İştah Artar mı Azalır mı?

Depresyon nedir?

Kişinin günlük yaşam içinde kendini hüzünlü, karamsar ya da mutsuz hissetmesi son derece sağlıklı bir durumdur. Tüm insanların yaşadığı bu duyguların zaman zaman ortaya çıkması normaldir. Depresyon ise duygusal, bedensel ve zihinsel bazı belirtilere yol açan ruhsal bir hastalıktır. Depresyon varlığından söz edebilmek için ruh hâlinin çökmesi, hayattan zevk alamama, eskiden yapılan eylemlerin artık keyif vermemesi, iç sıkıntısı, huzursuzluk hissi, karamsarlık, umutsuzluk gibi duyguların en az iki hafta süreyle hemen her gün hissedilmesi gerekir. Tedavi edilebilir bir hastalık olan depresyon, halk arasında çoğunlukla kişinin ruh hâlini tanımlamak için kullanılsa da bu durum psikiyatrik bir bozukluğu tanımlamak için kullanılan tıbbi bir terimdir. Kişinin yaşam içindeki rutin işlerini sürdürememesine, sosyal, aile ve iş yaşamını sağlıklı bir şekilde devam ettirememesine neden olur.

Günlük olaylar muhakkak insanların ruh halini olumsuz etkiler, ancak depresyondan farkı, kişinin bu durumu çözümsüz ve kendisini de yetersiz hissetmemesidir. Günlük olaylarda morali bozulan kişi olumlu gelişmeler ile kendisini yeniden iyi hissederken, depresyon hastalığındaki kişi olaylara bağlı olarak kendini daha iyi hissetmez. Bu nedenle tüm gündelik moral bozukluklarını veya gelip geçici umutsuzluk hallerini depresyon olarak kavramlaştırmak hatalı olmaktadır.

*Sürekli üzgün hissetmek

*Günlük aktivitelere ilgi ve zevk kaybı

*İştah değişiklikleri: Aşırı yeme veya iştahsızlık

*Uykuya dalmada zorluk, sık uyanma veya aşırı uyuma

*Sürekli yorgun hissetme

*Konuşmada ve hareketlerde yavaşlık

*Değersiz ve suçlu hissetmek

*Konsantrasyon kaybı, karar verme zorluğu

*İntihar eğilimi

Depresyon tanısı konabilmesi için yukarıdaki belirtilerin en az iki hafta devam ediyor olması gerekir. Depresyon çocukluktan yaşlılığa kadar her yaşta görülebilir. Kadınlarda görülme sıklığı daha fazladır. Bir kez depresyon geçirenlerde hayatın ilerleyen zamanlarında tekrar yakalanma şansı vardır.

Depresyonda İştah Değişiklikleri

Yiyecek alımı ve yiyecek seçimi stresle nasıl başa çıktığımızla yakından bağlantılıdır.

Majör depresyonu olan hastaların yaklaşık %48’inde depresyonla ilişkili iştah azalması, yaklaşık %35’inde depresyonla ilişkili iştah artışı görülür. Ancak atipik özellik olarak adlandırılan iştah artışı ve kilo alımının, giderek artan bir şekilde majör depresyonun tipik bir özelliği olarak tanımlandığına dair göstergeler de vardır. Atipik ve tipik özelliklerdeki bu değişime, duygusal sıkıntı içinde olan insanların, çevredeki yağ ve şeker oranı yüksek gıdalara daha kolay ulaşabilmesi neden gösterilmektedir. Yemek bağımlılığı da depresif ruh hali ile ilişkilendirilmektedir. Majör depresyonda klinik semptomlar kişiden kişiye oldukça değişkenlik göstermektedir. Bu da semptomların oluşmasında farklı nöropsikolojik, hormonal ve metabolik mekanizmalar olduğunu düşündürmektedir.

İştah azalması yaşayan depresif katılımcılarda, böbrek üstü bezlerinden salınan kortizol yani stres hormonunun seviyesinin artması, yiyeceklere karşı daha düşük ön striatum tepkilerine neden olmaktadır. Ön striatumda “keyif merkezi” olarak bilinen akumben çekirdek bulunur ve yemek yemenin verdiği zevk ile bağlantılıdır. Ön striatumun artan kortizol seviyeleri sonrası etkinliğinin azalması, yiyeceklerden alınan haz duygusunu azaltarak iştah kaybına neden olduğu düşünülmektedir.

Depresif katılımcılarda iştah artışının, artmış sistemik inflamasyon ile ilişkili olduğu ileri sürülmektedir. Sitokinlerin artan seviyeleri, artmış sistemik inflamasyona neden olmaktadır. Sitokinler, kan-beyin bariyerini geçerek beyne leptin girişini engeller ve leptine duyarlı hipotalamustaki nöronlarda hücre içi sinyalleşmeyi bozarak leptin direncini arttırır. Bu da vücudumuzun birincil doygunluk hissini veren sinyal yollarından birini ortadan kaldırır. Aynı zamanda sitokinler, periferik vücut dokularında insülin sinyalini bozar ve insülinin hücre reseptörlerine bağlanması üzerine glukozu hücreye taşıyan faktörlerin azalmasına neden olur. Bunun sonucunda da hücre içine yeterli miktarda glukoz alınamaz ve metabolizma için gerekli enerji üretilemez. Beyindeki insula adlı bölge vücudun homeostatik enerji ihtiyaçlarını izlemede etkilidir. İnsulaya iç organlardan gelen enerji eksikliği bilgisi, besin alımı için daha geniş beyin alanlarına sinyal gönderilmesine neden olur.

İştahımız Neden Kapanmayı Değil de Açılmayı Seçiyor?

Depresyona girdiklerinde daha az yemek yeme eğilimi gösteren kişilerin beyinlerinde vücudun fizyolojik durumunu kontrol eden beyin bölgesinin normalden daha düşük bir aktivasyon hızına sahip olduğu görülmüştür. Bu durumda beyin, vücudun ihtiyaçlarına karşı dikkatini kaybeder. Açlık hissi ortaya çıkmaz ve yemek yeme konusunda ilgisizlik baş gösterir. Depresyonda ortaya çıkan genel ilgisizlik hali de beynimizdeki bu kimyasal durumun bir yansımasıdır. Öte yandan depresyonda iştahı artan hastaların ödül devresi normalden daha yüksek bir aktivasyon gösterir. Bu durumda yemek normalde olduğundan daha fazla zevk sağlar.

İlgili Makaleler