NE KADAR, NASIL ENERJİ?

NE KADAR, NASIL ENERJİ?

Doğayı seviyorum. Karadeniz’i görünce insan “derelerin kardeşliği” nin ne olduğunu anlıyor. Daha sonra tekrar gidip görünce bu kez HES (hidro elektrik santral) gerçeğini, doğaya etkilerini görüyor. Bir arkadaşım eskisi gibi kar yağmadığını, yollarının kapanmadığını sevinçle söylüyordu. Ertesi yıl ise eskisi gibi kayısı meyve toplayamadığını belirterek bu durumun Çoruh Irmağı’na yapılan barajlara dayandığını ve sera etkisiyle havaların değiştiğini söylemeye başlamıştı. Halbuki 3-5 yıl önce baraj yapımının yaratacağı turizm zenginliğinden de söz ediyordu. Şimdilerde yapılan HES lere karşı. Çünkü ağaçlar kuruyor, bitkiler yok oluyor.  Doğada yaşayan böcekler, hayvanlar yok oluyor. Kısaca doğa yok oluyor.

Soruyorlar; bunları yapmayalım da enerjisiz mi kalalım?

 

RES (Rüzgar Enerjisi Santrali)

10 yıl önce yurtdışında gördüm o pervaneleri. Dediler ki rüzgarın enerjisinden yararlanıyoruz. İlk aklıma gelen “ne güzel, ucuz, hatta bedava enerji” oldu. Niye bizim ülkede yok? 1-2 yıl geçmeden Çanakkale boğazının etrafını Don Kişot’un saldırabileceğinden daha fazla yel değirmeni gibi kuleler sarmıştı. Boğaz sanki nefes alamaz durumdaydı. Gittikçe her tarafa yayıldı bu durum.

Dağların tepeleri rüzgar gülleri ile dolmaya başladı. Sonra ovalar, tarlalar, bahçeler… Hatta evlerin arasında bile yapılmaya başlandı. Uygarlık ne güzel şey… Söke’de pamuk tarlalarını, sahipleri, “pamuk iş yapmıyor” diye bu santrallere ayırdı. Her bir kule için tonlarca beton atıldı. Ege denizinin yelini, rüzgarını alıyor, fırıl fırıl dönüyorlardı. Aynı şeyler Çeşme, Karaburun taraflarını da sardı. Bir gün bana dediler ki “Urla’da ağaç kıyımı var haydi doğaseverler işbaşına!”. Gittiğimde bir baktım ki yüzlerce ağaç yere devrilmiş. Urla’nın tepelerine bu rüzgar güllerinden getireceklermiş, tırlara yol açacaklarmış. Ağaçlar kesiliyor tepelere betonlar atılıyor ve en önemlisi kuşların, arıların göç yollarında ölmelerine neden olunuyormuş. Hele köylüler… Geceleri bu sistemlerin gürültüsünden rahatsız oluyorlarmış. Tarım batmış, doğanın içine hançer sokulmuş durumda.

 

Soruyorlar, ne güzel bedava enerji. Enerjisiz mi kalalım?

 

JES (Jeotermal enerji sistemi)

Bu da kulağa hoş gelen bir enerji sistemi. İlk duyduğum yer de İZMİR içinden; Balçova… Öğrenciliğimde Agamemnon Kaplıcaları diye bilinen bölge daha sonra oteller bölgesi ve enerji sağlama yeri oldu. Evlere bu sıcak su verildi, kalorifer sistemi olarak buhar enerjisi kullanıldı. Ne güzel… Bedava sayılır. Aydın-Denizli etrafı borularla çevrili. İle, ilçelere buhar gidiyor. Yetmez. Sonra bu buhar santralleri ile enerji üretmeye başlandı. Turizm hareketlendi. Evler ısındı, fabrikalar (!) bu enerji ile çalıştı. Sonra toprak ile uğraşanların, çiftçilerin sesi çıkmaya başladı. İncir üretilemiyor hatta ağaçlar yok olma durumunda, İnciraltı’nda narenciye öldü. Çünkü yeraltından çıkan sıcak su daha sonra boşa akıtılıyordu ama suyun içeriğindeki kükürt, bor tarımı öldürüyordu. Çıkan hidrojen sülfür ve suyun içindeki zehirli akışkanlar toprağı, metan gazı ve karbon dioksit ise havayı zehirliyor.

 

Soruyorlar; ne güzel bedava enerji. Enerjisiz mi kalalım?

 

GES (Güneş Enerji Santralleri)

Bir zamanlar evlerin çatıları sıcak su üreten paneller ile dolu olurdu. Şimdi aynı görüntüler çatılarda enerji üreten paneller için oluşuyor. Bunları da bir yurtdışı gezimde gördüm. Toplu paneller. 3-5 değil. Yüzlerce panel ovayı kaplamış, elektrik üretiyor. Sonra ülkemizde de bu paneller arttı. Hatta teşvik bile ediliyor.

 

Tarım arazileri güneş santralleriyle doldu. Bakalım başka sorunlar üretecek mi?

 

Termik Santraller

Fosil yakıtlar ile üretilen enerji. Yani kömür veya petrol ürünlerinin yanması ile elde edilen enerji. Soma’yı veya Foça’yı karartan, Yatağan’ı yaşanılmaz kent durumuna sokan enerji santralleri. Yatağan’ın eski halini bir de şimdiki halini görseniz tanıyamazsınız. Doğanın yok oluşunu günbegün görmekteyiz. Hava alınamaz durumlar, zehirli gazları solumak… İşte bütün mesele bu. Doğa, yeşillik öldü. Yatağan’da sağlık otoriteleri herhangi bir araştırma yapmış mıdır halkın yaşam süreleri ile ilgili? Soma’da yaşayanlar ile görüşülmüş müdür? O fabrikalarda işçi olarak çalışma zorunluluğundan ses çıkaramıyorlar. İnsanların işsizlik, çaresizlik durumları diyanetin isyan etmeyin fetvasını dinlemez. Ayrıca petrol dış kaynaklı bir ürün.

 

Soruyorlar ne güzel ucuz enerji. Enerjisiz mi kalalım?

 

Nükleer Santraller

TV’lerde görürdük. Kaptan Nemo’nun Nautilus Denizaltısı su altında fazla kalabiliyor ve sürat yapabiliyordu. Jules Verne tarafından hayal edilip romana yansımıştı ve 1954’de gerçek oluyordu bu gemi. Ama her şey böyle güzellikte gitmedi. Anımsarsanız 1945’de Hiroşima ve Nagazaki’de nükleer bombalar binlerce insanın hemen ölmesine, binlercesinin hastalanarak ölmesine, sakatlanmasına neden oldu. Yıllar sonra 1986’da Sovyetler Birliği’nde yer alan Ukrayna’da Çernobil felaketi yaşandı. Bir nükleer enerji santrali patladı. Yine ölümler ve hastalıklar insanlık tarihine kara bir leke olarak yazıldı. Tarih yine tekerrür etti bu ve kez Japonya’da önce deprem sonra tusunami ile zarar gören Fukuşima Nükleer santrali patladı yine sonuç maalesef insanlık adına yıkım oldu. En gelişmiş ülkelerde böyle durumlarla karşılaşıldı.

 

Soruyorlar ne güzel sürekli enerji. Enerjisiz mi kalalım?

 

Hayır, elbette enerji üretmeden yaşam olası değil. İlk önce yaşama bakış açımız önemli. İlkemiz öncelikle maddi çıkarlar elde etmek ve en büyük arzumuz üretici aletlerine sahip olmak ise insanlık ilişkilerimiz önemli değildir bu dünyada. Doğa da önemli değildir. Yeryüzünde bizden başka yaşayan canlılar da önemli değildir. İnsan-doğa ilişkisi üzerinden duruma bakarsak yaşam için ilk gereksinim enerji üretmek olmamalıdır. Var olan enerjiyi doğru ve gereği kadar kullanmak gereklidir. Bana sorarsanız en kullanışlı enerji az ve idareli kullandığımız enerjidir. Toprak yani tarım kalabalıklaşan dünya da daha önemli hale gelmiştir. Açlık, susuzluk bizleri gelecekte bekleyen en büyük tehlikedir. Suyumuz boşa akmasın, elektrikli aletlerimiz boşa çalışmasın, petrol ürünlerini gerekli olduğu kadar kullanalım. Zorunlu olmadıkça bireysel araç kullanmayalım, toplu taşıma araçlarını kullanmaya özen gösterelim. Geri dönüşüm sistemini tercih edelim. Fosil yakıtların bir gün sonu gelecek. Yenilenebilir enerjinin akılcı bir şekilde kullanılmasına özen gösterelim. Doğru enerjiyi doğru zamanda doğru şekilde tüketelim.

 

 

ilachaber
ilachaber
ADMINISTRATOR
PROFİL

İlgili Makaleler