Antroposen Çağı: İnsanoğlunun Dünyaya Olan Etkisinin En Üst Düzeyde Olduğu Dönem: Başrolde İNSAN!

Antroposen Çağı:  İnsanoğlunun Dünyaya Olan Etkisinin En Üst Düzeyde Olduğu Dönem: Başrolde İNSAN!

İlk kez 2000 yılında Nobel ödüllü Paul Crutzen ve E.F. Stoermer tarafından tanımlanan “Antroposen Çağı” ile insanların dünya ve diğer canlılar üzerinde yıkıcı ve kalıcı etkilerini barındırdığını söylemişler.

Arşimet’e ait olduğu söylenen B.İskender’e hitaben meşhur bir sözü vardır: “Bana bir dayanak noktası verin dünyayı yerinden oynatayım.” Bu olayın gerçekleşmesi zaten olası değildi ama şimdiki bizler, dünyayı belki de yerle bir ettik ve geri gelmeyecek şekilde değiştirmeyi başardık.

İnsanlık 1789 yılında Fransız Devrimi sonrası “Yakın Çağ” tarihini başlatmıştı. Nitekim, teknolojinin, sanayinin ve dolayısıyla insan eliyle yapılan her şeyin gelişmesi sebebiyle bilim insanları artık farklı bir çağda olduğumuzu düşünüyordu. İnsanlığın doğada savaşımında işini kolaylaştırdığı birçok icadı bu dönem sonrasında başarmıştı.

Bilim insanları artık kesinlikle farklı bir çağda olduğumuzu düşünüyor. Bu çağın adını ise; antroposen koymuşlar ancak, antroposen çağın başlangıç tarihine ilişkin görüşler ise muhtelif. Kimi bilim insanları Antroposen’in yukarıda söylediğim gibi “sanayi devrimi” sonrasında, insanlığın önceleri bilmeden sonra ise bildiği halde özellikle fosil yakıtlarının kullanımının etkileri, karbon salınımı, küresel ısınma ve hızlı nüfus artışının yarattığı değişikliklere odaklanırken, kimileri ise nükleer silah testleri, fosil yakıtların kullanımındaki süratli artış ve su kaynaklarının azalma hızı gibi kriterleri dikkate alarak 1940’lar sonrasına odaklanıyor.

Bilimsel başka bir düşünce ise Virginia Üniversitesi’nden paleoiklim uzmanı William Ruddiman 8 bin yıl kadar önce tarımın icat edilmesiyle antroposen çağın başladığını belirtiyor. Ancak şimdilerde GDO veya kimyasal ilaçlar, gübreler, hibrit tohumlar ile tarımı da değiştiriyoruz. İnsanlığa zararlı hale getiriyoruz.

Aslında plastik, naylon kullanımının inanılmaz artış gösterdiği günümüzde, bulunduğumuz çağın bilim insanları tarafından “Plastik Çağ” olarak adlandırılması da şaşırtıcı olmasa gerek.

Tür olarak insanın varoluşu ile jeolojik izler bıraktığı günden bugüne diğer biyolojik, jeolojik ve meteorolojik kuvvetlerin ve faktörlerin ötesine geçerek yeryüzünü şekillendiren temel unsur olduğu bugünkü evreye kimi jeologların koyduğu isim de antroposendir.

Bilim insanları arasında antroposen çağın başlangıç tarihi tartışıladursun, her iki durumda da günümüzde karşılaştığımız manzara ve yıkıcı etki açısından bir değişiklik yok. Bilinen bir gerçek var ister 1789 sonrası ister 1940 sonrası bu çağa girsek de insanlık dünyaya geri dönülmez zararlar verdi ve vermeye de devam ediyor.

Bilinçsizce yaptığımız, ardı arkası gelmeyen hataların gelecekte başımıza ne gibi işler açacağını elbette ki tam olarak kestirmek mümkün değil ancak güzel senaryolar kurmak pek mümkün görünmüyor. Büyük ölçekte insan etkileri sebebiyle; insanlığın başlı başına küresel çapta belirleyici gücü olan, biyolojik, kimyasal ve jeolojik etkileri nüfus artışının iklim değişiklikleri ile ilişkisi, küresel sıcaklık artışı, biyoçeşitliliğin, azalması bazı hayvanların yok olması gibi faktörler hep insan türü ile ilişkide.

Sanayileşme; doğal kaynak tüketimi ile biyo-çeşitlilik azalışı, hava, su ve toprak kirlenmesi, radyoaktif atıkların sebep olduğu kalıcı değişiklikler, iklim krizi, atmosfere verdiğimiz kalıcı zarar, kapımızda bekleyen gıda ve su krizleri hep insanlık suçudur maalesef.

Hatta şu günlerde yaşadığımız covit-19 koronavirüs gerçeği bile doğanın tahribatıyla antroposen çağımıza çok uygun düşüyor.

Israrla söylüyorum Karadeniz de Hidro Elektrik Santralleri, Ege de Rüzgar Elektrik Santralleri ve Termik santraller doğamızı katlediyor. Hele termik santraller için ağaçları, zeytin ağaçlarını kesmek ne demek?

Son söz: kapitalizm /emperyalizm deki insanlığın tüketim zevki çevre kirliliğine ve küresel ısınmaya neden oluyor. Bu durumdan ise hem dünya hem insanlar hatta diğer canlılarla birlikte cansız doğa bile büyük ölçüde etkileniyor. Yok oluyoruz…

İlişikteki fotoğraflar ülkemizin değişik bölgelerinde yapılan ihanetlerin belgelerine ait. Gördes de krom-nikel maden işletmesi, Trabzon, Artvin dağlarında HES yapımı, Manisa Soma Yırca köyündeki zeytin ağaçları katliamı, tarihi binaları yok edip normal yerleşkeler kurma, yine Soma termik santrali, kurumuş Gölmarmara gölü, Aydın’daki kurumuş Arapapıştı Baraj Gölü, kesilen zeytin ağaçları, yanan ormanlar, plastikler, atık ilaçlar… örnekler o kadar çok ki…

İlgili Makaleler