Onlar Sahip Çıkamaz ama Onlara Sen Sahip Çık: Hayvan Hakları

Onlar Sahip Çıkamaz ama Onlara Sen Sahip Çık: Hayvan Hakları

Onlar Sahip Çıkamaz ama Onlara Sen Sahip Çık: Hayvan Hakları

4 Ekim Hayvanları Koruma Günü’nü gösterdiğinde, hayvanların uluslararası hakları, onlara yapılan kötü muamelenin önüne geçilmesi ve bu konuda farkındalık yaratmak için çeşitli çalışmalar, etkinlikler vs yapılmaktadır. Doğal olarak bizde 365 gün de bir gün…  Biz bırakın hayvanlarımızın haklarını doğru dürüst kendi, insan haklarımızı dahi koruyamıyor, sahip çıkamıyoruz.

Aslında evrende her şeyin bir hakkı var. Taşın, toprağın, küçücük bir otun dahi. Ama çoğunlukla hiçbir yerde bu hakları bilmiyor ve de koruyamıyoruz.

Gün geçmiyor basında, televizyonde hayvanlara yapılan eziyet ve işkence görüntüleri yer almasın. Sorunun temel kaynağı nedir bilemiyorum.

Bir anımı paylaşayım; Kars da Ani ören yerini 2.kez ziyarette içeri girmeyip tam karşısındaki köyü ziyaret ettik. Köylü bir kadın kocaman bir kazı kucağında taşıyordu.

Sorduk “ne var ne oldu kucağındaki kaz’a?”

“Yoktur bir şeyi, yavruları olmuştu onları göstermeye götürüyorum.”

En ücra bir şehir Kars ın köyündeki bir kadın böyle bir anlayıştayken Samsun’da ayakları kesilmiş bir köpek bulunup tedavi edilmeye çalışılıyordu. Ya da İzmir de bir kediyi döverek öldüren bir gencin videosu paylaşılmıştı.

Kısacası 4 ekim hayvanlara yapılan eziyet ve işkencenin önüne geçilmesine  hiç olmazsa dikkat çekmek için var.

Veya sokak hayvanlarının varlığına,  onların daha iyi şartlarda beslenmesi ve korunmalarını sağlanmasına dikkat çekmek için böyle özel günler var.

1822 de İngiltere de Hayvanları Koruma ile ilk oluşum var. Mutlaka çok insancıl bir grup kurmuştur bu derneği. Çünkü o günlerde ve daha sonraları ırkçı, sömürgeci anlayışla yönetilen bir ülkenin göze, kulağa hoş gelen böyle gösteri amaçlı bir kuruluşu olabilir, çok normal !

Dünyanın dikkatini çekmek adına yine de güzel bir hareket. Tabii ki Afrika da, Asya da, Amerika da hayvanları öldürmek için sürek avlarına izin vermeselerdi daha muhteşem olurdu. Artık bazı hayvanları ansiklopedilerde, kitaplarda görür çocuklarımıza gösterir olduk. Nesilleri tükendi.

Ülkemizde Hayvanları Koruma Derneği ilk kez 1908 yılında kurulmuş… Diğer ülkelerde de kurulan bu amaçlı dernekler bir araya gelerek Hollanda’nın başkenti Lahey’de Dünya Hayvanları Koruma Federasyonu’nu oluşturmuşlar. Sonra da 1931 yılında Floransa’da toplanan bu kuruluş dünya üzerinde yok olma tehdidi altında bulunan hayvan türlerine dikkat çekmek üzere 4 Ekim’i Hayvanları Koruma Günü ilan etmiş.

Türkiye’de de 2004 yılında yasa ile Hayvanlar hakları ile koruma altına alındı.

4 Ekimin amacı bir kez daha gösteriyor ki; evrende insanlardan başka canlılar olduğunu anlamak, onların yaşam alanlarına müdahale etmemek, yaşama hakkına saygı duymaktır. Evde beslenen hayvanlara merhametli davranmak, koruyup kollamak, iyi koşullarda beslenmeleri, duyarlı davranılması konusunda farkındalık yaratmaktır. Bakacağın daha doğrusu gerçekten (!)bakabileceğin hayvanları ev de beslemen yoksa evine hiç almaman… meselenin bir yönü budur. Sokak hayvanı oluşmasının temel nedeni eve alınıp sıkıldıktan sonra sokağa atılan hayvanlar oluşturmaktadır. Yaylalara, dağlara yapılan yaşam yerlerinin vahşi yaşama müdahale olduğu oranın yerleşik hayvan yaşamına zarar verdiği gerçeği de unutulmamalıdır.

HAYVAN HAKLARI NELERDİR?

15 Ekim 1978’de Paris UNESCO evinde ilan edilen Hayvan Hakları Evrensel Bildirisine göre genel olarak hayvan hakları şu şekildedir;

  1. Bütün hayvanlar yaşam önünde eşit doğarlar ve aynı var olma hakkına sahiptirler.
  2. Bütün hayvanlar saygı görme hakkına sahiptir. Bir hayvan türü olan insan , öbür hayvanları yok edemez. Bu hakkı çiğneyerek onları sömüremez. Bilgilerini hayvanların hizmetine sunmakla görevlidir. Bütün hayvanların insanca gözetilme, bakılma, ve korunma hakları vardır.
  3. Hiçbir hayvana kötü davranılamaz, acımasız ve zalimce eylem yapılamaz. Bir hayvanın öldürülmesi zorunlu olursa, bu bir anda, acı çektirmeden ve korkutmadan yapılmalıdır.
  4. Yabani türden olan bütün hayvanlar, kendi özel doğal çevrelerinde karada, havada ve suda yaşama ve üretme hakkına sahiptir. Eğitim amaçlı olsa bile özgürlükten yoksun kılmanın her çeşidi bu hakka aykırıdır.
  5. Geleneksel olarak insanların çevresinde yaşayan bir türden olan bütün hayvanlar uyumlu bir biçimde türüne özgü yaşam koşulları ve özgürlük içinde yaşama ve üreme hakkına sahiptir.
  6. İnsanların yanlarına aldıkları bütün hayvanlar doğal ömür uzunluklarına uygun sürece yaşama hakkına sahiptir. Bir hayvanı terk etmek acımasız ve aşağılık bir davranıştır.
  7. Bütün çalışan hayvanlar iş süresi ve yoğunluğunun sınırlandırılması ve güçlerini artırıcı bir beslenme ve dinlenme hakkına sahiptir.
  8. Hayvanlara fiziki ya da psikolojik bir acı çektiren deneyler yapmak hayvan haklarına aykırıdır. Tıbbi, bilimsel, ticari ve başkaca biçimlerdeki her türlü deneyler için de durum böyledir.
  9. Hayvan beslenmek için yetiştirilmişse de bakılmalı, barındırılmalı, taşınmalı, ölümü de acı çektirmeden ve korkutmadan olmalıdır.
  10. Hayvanlardan insanların eğlencesi olsun diye yararlanılamaz, hayvanların seyrettirilmesi ve hayvanlardan yararlanılan gösteriler hayvan onuruna aykırıdır.
  11. Zorunluluk olmaksızın bir hayvanın öldürülmesi yaşama karşı suçtur.
  12. Çok sayıda yabani hayvanın öldürülmesi demek olan her davranış bir soykırım, yani bir suçtur.
  13. Hayvan ölümüne de saygı göstermek gerekir. Hayvanın öldürüldüğü şiddet sahneleri sinema ve televizyonda yasaklanmalıdır.
  14. Hayvanları koruma ve savunma kuralları, hükümet düzeyinde temsil olunmalıdır. Hayvan hakları da insan hakları gibi yasayla korunmalıdır.
Bekir COŞKUN  

Gazeteci, Yazar Bekir COŞKUN  

“Lafı mı olur, kağıt üzerinde “Tekir”in yerine ”Bekir“ olmuşsun… “
En büyük Hayvan severimiz gazeteci, yazar Bekir Coşkun’u da yitirdik. Işıklar da uyusun…

Onun dediği gibi:
“Seyfe Gölü’nde flamingo oluruz… Taş kahvenin kırlangıçları, Kuğulu Park’ın kuğuları…

Sokak köpeğiyiz çoğu zaman, bir gece vakti çığlıklarımız yükselir, Bodrum’da ya da Tuzla’da almışlardır canımızı…

Konya Ovası’nda vaşak oluruz, kurt oluruz, kimi zaman yunus…

Böyledir bu sevgi…

Kınalı keklik oluruz Çiçek Dağı’nda, her eylülde vururlar bizi…”

Onu bir kez daha saygı ile 1 Aralı 2008 Hayvanlar için üzüntüsünü paylaştığı yazısı ile analım:
“Bir sincap gördüğünüzde ceviz ağacında,

o sizin sincabınızdır, size emanet…

O köşe başındaki meşe ağacı sizin…

Karşı yamaçtaki çamların, servilerin, çınarların, çimenlerin sizden başka kimsesi yoktur, onları siz koruyacaksınız, onlar sizin…

O kumru sizin…

O serçeler sizin…

Nehir sizin nehrinizdir, göl sizin gölünüz…

Dağ sizin…

Ama siz her zaman onları yalnız bıraktınız.

Eli baltalı adamlar ormana yanaştığında, dozerler-kepçeler yeşil alandaki sincabın ağacını söküp attığında, yunusları tüfeklerle öldürdüklerinde, fabrikalar yağlı sularını nehre-göle akıttıklarında, denizi çöplük olarak kullandıklarında öyle baktınız.

Sanki onlar başkasınınmış gibi…

Onların varlığı size huzur-mutluluk verdi de, yok edilişlerinde arkanızı döndünüz…

Bir ağaç kesildiğinde nefesinizin bir kısmının kesildiğini, bir kuş öldüğünde mutluluğunuzun çalındığını, denize-ırmağa kıyıldığında bir parçanızın alındığını, yunusları öldürdüklerinde, denizlerdeki dostunuzu vurduklarını anlamadınız.

Oysa onlar sizindi…

Doğanın tükenişindeki en büyük nedendir işte bu:

Vefasızlığınız…

Vakit çok geç değil…

Henüz zaman var.

Bir ağaç kesildiğinde, bir koruluğa dozerler girdiğinde, pis boruları denize-ırmağa bağladıklarında, o kuşu vurup o sincabı kovduklarında, komşunuzun kapısını çalıp “Hadi gidiyoruz” demelisiniz:

“Yardıma gidiyoruz… Onlar bizim…”

Sahip çıkmalısınız onlara; örgütlenerek, bir araya gelerek, el ele vererek, sevgilerinizi birleştirerek, merhametlerinizi çatarak…

Sizden başka kimsesi yoktur onların…

Onlar size muhtaç… /  O ağaç sizin…”

Bekir COŞKUN  

İlgili Makaleler