ORGAN NAKLİ

ORGAN NAKLİ

Organ nakli; vücutta işlevini yerine getiremeyen bir organın yerine sağlam bir doku veya organın nakledilmesidir. Kronik organ yetmezliği bulunan hastalarda sağlıklı ve kaliteli bir yaşam sadece organ nakli ile sağlanabilir. Son evredeki bazı hastaların hayatta kalabilmesi için ise tek tedavi yöntemidir. Organ ve doku nakli tüm dünyada kabul görmüş bir konudur ve günümüzde organ ve doku nakillerinin sayısız başarılı örneği bulunmaktadır.

 

Dünyada ilk ciddi organ nakli, 1933’te Sovyetler Birliği’nde ölüden canlıya böbrek naklidir. İlk başarılı kalp nakli 1967’de, böbrek nakli ise 1954’te ABD’de gerçekleştirilmiştir. Türkiye’de ilk başarılı organ nakli 1975 yılında Prof. Dr. Mehmet Haberal ve ekibi tarafından canlıdan kısmi karaciğer nakli ile gerçekleştirilmiştir.

 

Günümüzde böbrek, karaciğer, kemik iliği, kalp ve pankreas en çok nakledilen organlardır. İnce bağırsak ve akciğer nakillerinin sayısı giderek artmasına rağmen başarı oranları istenen düzeyde değildir. Travma veya hastalık sonrası hareket kabiliyeti sınırlanmış kişilerde kemik, tendon, ligament gibi dokuların nakli, kalp kapakçığı nakli, yanık sonrası yüksek doku kaybı görülen hastalarda deri nakli, kornea tabakası hasar görmüş kişilerde kornea nakli ile görme duyusunun tekrar kazandırılması mümkündür.

 

Organ nakli tedavileri, bünyesinde “organ nakli merkezi” bulunan sağlık kurumlarında gerçekleştirilmektedir. Organ nakli, öncesi ve sonrasında birçok birim ve kliniğin ortak çalışmasını gerektiren multidisipliner bir çalışmadır. Nakil merkezlerinin deneyimli ekip ve yeterli donanıma sahip, üst düzeyde hizmet veren sağlık kuruluşları olması gereklidir. Türkiye’de 32 şehirde, 103 organ nakli merkezinde bu operasyonlar gerçekleştirilmektedir.

Organ nakilleri canlı vericiden veya beyin ölümü gerçekleşmiş vericiden olmak üzere iki şekilde yapılmaktadır. Kalp, kornea gibi doku ve organların canlı donörden alınması mümkün değildir. Canlı vericinden yapılan nakiller böbrek, karaciğer, akciğer gibi organlarda geçerlidir. Bu tip nakillerde sağlıklı bireyin organının bir kısmı veya tamamı ameliyat ile alınır. Günümüzde organ nakli ameliyatları modern cerrahi teknikler ile güvenli ve kanamasız olarak gerçekleştirilebilmektedir. Organ nakli yapılan hasta sağlıklı bir birey haline gelmekte, donör kişi ise kısa sürede normal yaşamına geri dönebilmektedir. Ancak bu şekilde yapılan nakiller sağlıklı bir bireyi takip edilmesi gereken potansiyel hasta konumuna getirmektedir. Sağlıklı donörün ilerde organ nakline ihtiyaç duyabileceği düşüncesiyle tercih edilen bir durum değildir. Ancak kadavradan yapılan bağışların yetersiz oluşu, organ nakli bekleyen kişi sayısının fazlalığı gibi etkenler canlı bireylerden yapılan nakilleri zorunlu kılmaktadır.

 

Canlı bireyden yapılan organ nakillerinde 4. dereceye kadar akrabalar donör olabilir. Akraba dışı organ nakilleri İl Sağlık Müdürlüğü bünyesinde kurulan etik kurullar tarafından değerlendirilir. Alıcı ve donör arasında tıbbi, etik ve hukuki anlamda herhangi bir problem olmadığı etik kurul tarafından onaylanırsa nakil kabul edilir. Donör olmak isteyen kişinin genel sağlık durumu ve kronik rahatsızlığı olup olmadığı nakil merkezlerinde incelenir, organ nakil konseyinde tartışılıp nakil yapılıp yapılamayacağına karar verilir. Kan grubu uyumsuzluğu veya immünolojik testlerin uyumsuzluğu nedeniyle nakilin yapılamadığı durumlarda, çapraz nakil olarak adlandırılan donör değişimleri de yine yasal çerçeve içerisinde gerçekleşmektedir.

 

Kadavradan organ nakli, beyin kanaması, ağır kafa travması gibi sebeplerle beyin ölümü gerçekleşmiş, yaşam destek ünitesine bağlı olan kişilerden yapılmaktadır. Beyin ölümü gerçekleşmiş, beyin dışındaki bütün organları çalışan ve tıbben sağlıklı donörler en uygun ve tercih edilen organ kaynağıdır. Beyin ölümü kavramı ile bitkisel hayat ve koma kavramları sık sık karıştırılmaktadır. Bitkisel hayat ve koma tanısı alan hastalarda bazı beyin fonksiyonları çalışmaktadır ve tıbbi destek ile yıllarca yaşayabilirler. Beyin ölümü ise beynin tüm fonksiyonlarının tam ve geri dönüşsüz olarak ortadan kalkması olarak tanımlanmaktadır. Beyin ölümü gerçekleşen kişide ne kadar tıbbi destek sağlanırsa sağlansın bir süre sonra diğer organlar da işlevlerini kaybeder. Bu kişiler tıbben ve yasal olarak ölü kabul edilir. Beyin ölümü gerçekleşmemiş, bitkisel hayat veya komadaki kişilerden organ nakli yapılması söz konusu değildir. Ülkemizde tıbben ölmüş kişiden organ nakli yapılabilmesi için ailesinin onayının alınması gerekmektedir.

 

Karaciğer, böbrek, pankreas, ince bağırsak, kalp, kornea gibi pek çok organ ve dokunun nakli kadavradan alınarak gerçekleştirilebilmektedir. Beyin ölümü gerçekleşen bir insanda nakil ameliyatına kadar organların en iyi şekilde korunması ve zarar görmeden en kısa zamanda çıkarılması ilk amaçtır. Kadavradan organ çıkarma işleminde bedenin hiçbir şekilde zarar görmemesine ve bütünlüğünün bozulmamasına büyük özen gösterilir. Çıkarılan organlar nakil işlemi yapılıncaya kadar uygun koşullarda bekletilir, bekleme süresi olabildiğince kısa tutulur ve organların yapısal ve fonksiyonel bütünlüğünün korunmasına dikkat edilir.

 

Organ nakillerinde canlı vericiler yerine tıbben ölen kişilerdeki bağış oranlarını arttırmak amaçlanmaktadır. Kadavradan yapılan organ bağışlarında yeterli oranlara ulaşıldığında, böbrek ve karaciğer nakillerinde sağlıklı bireyleri donör olarak kullanma gerekliliği ortadan kalkacaktır.

 

Organ bağışı, kişinin organlarının bir kısmını veya tamamını, henüz sağlıklı iken, beyin ölümünün ardından başka insanların tedavisinde kullanılmak üzere bağışlamasıdır. 18 yaşını doldurmuş akli dengesi yerinde olan her birey organlarını bağışlayabilir. Organ bağışı devlet hastaneleri, özel hastaneler, organ nakil merkezleri ve sağlık müdürlüklerinde form doldurup bağış kartı edinerek yapılabilmektedir. Yapılan organ bağışları Sağlık Bakanlığı’nın Organ ve Doku Bağışı Bilgi Sistemi’nde saklanmaktadır. Ülkemizde beyin ölümü gerçekleşen bir kişinin organlarının kullanılması için organ bağış kartı olup olmadığına bakılmaksızın aile bireylerinin onayının alınması gerekmektedir. Bu sebeple organ bağışında bulunmuş kişilerin bağış kartını daima yanında bulundurması ve ailesini bu durumdan haberdar etmesi bağış işleminin sorunsuz yerine getirilmesi açısından önemlidir.  Alınan organların hangi hastaya nakledileceği Sağlık Bakanlığı Ulusal Organ Nakli Koordinasyon Merkezi tarafından belirlenmektedir. Hastalar ulusal bekleme sırasında kayıtlı bulunan hastalardan seçilmektedir.

 

Ülkemizde organ bağışı ve nakli ile ilgili uygulamalar 1979 yılında çıkan “2238 sayılı Organ ve Doku Alınması, Saklanması, Aşılanması ve Nakli Yasası’na göre yapılmaktadır. Bu yasa, 2000 yılında “Organ ve Doku Nakli Hizmetleri Yönetmeliği” ile detaylandırılmıştır. Yapılan düzenlemeyle, Türkiye’de organ ve doku nakline yönelik hizmetlerin kalitesini arttırmak, kadavradan elde edilen organ sayısını artırmak ve tıbbi etik anlayışa uygun organ ve doku dağıtımını sağlamak amacıyla “Ulusal Organ ve Doku Nakli Koordinasyon Sistemi” kurulmuştur.

 

Ülkemizde yıllar içerisinde oluşan bilinç sayesinde organlarını bağışlayan kişilerin sayısı giderek artsa da bağış oranları hala olması gerekenin çok altındadır. Temmuz 2019 verilerine göre Türkiye genelinde organ nakli bekleyen hasta sayısı 27 bine yakındır. Bu hastaların büyük bir kısmını (22 bin 868) böbrek nakli bekleyen hastalar oluşturuyor. 2250 kişi karaciğer, 1116 kişi kalp ve 289 kişi pankreas nakli bekliyor.

 

Türkiye’de organ bağışının istenilen düzeye ulaşamamasında bilgi eksikliği, önyargılar ve yanlış inanışlar rol oynamaktadır. Bugüne kadar yapılan çalışmalar organ bağışının eğitim, sosyokültürel düzey, kültür ve din gibi birçok faktöre bağlı olduğunu göstermiştir. Avrupa ülkelerinde toplumun %10’u organ bağışı kartı taşırken, bu oran Türk toplumunda sadece %0,3‘tür. Gelişmiş ülkelerde organ nakillerinin çoğu kadavra vericilerden sağlanırken, gelişmekte olan ülkelerin temel sorunlarından biri kadavradan gerçekleştirilen organ nakillerinin yeterli düzeyde olmamasıdır. Avrupa ve ABD’de organ vericilerinin %75-80’i kadavra iken, Türkiye’de organ nakillerinin %75-80’i canlıdan alınan organlarla gerçekleştirilmektedir.

 

Organ bağış ve nakillerinde istenen başarının sağlanabilmesi için bu konudaki eğitim ve farkındalığın arttırılması, ulusal koordinasyon ağının çok iyi kurulması önemlidir. Bağışların arttırılması konusundaki çalışmalara destek verilmeli, toplumu bilinçlendirme adına eğitim programları düzenlenmelidir. Sağlık personelinin bu konudaki eğitim düzeyi, potansiyel organ bağışçısı kişilerle doğru iletişim kurulması ve doğru bilgilendirme yapılması bakımından önem taşımaktadır. Organ bağışının teşvik edilip organ nakli hizmetlerinin geliştirilmesi, organ nakli ihtiyacı olan daha fazla hastaya yaşam şansı sunacaktır.

 

Gönderen: Özgür Arıcan

 

ilachaber
ilachaber
ADMINISTRATOR
PROFİL

İlgili Makaleler