Kronik Hastalık

Kronik Hastalık

Kronik hastalık, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından üç ay veya daha uzun süreli tıbbi tedavi ve rehabilitasyona rağmen iyileşmesi gerçekleşmeyen, kişinin işlevlerini kaybetmesine yol açan ve yaşam kalitesini önemli derecede etkileyen, sürekli bakım ve tedavi gerektiren hastalık hastalıklar olarak tanımlanır ve kanser, kardiyovasküler hastalıklar, kronik akciğer hastalıkları ve diyabet olmak üzere genel olarak dört ana başlık altında toplanır (WHO, 2014). Kronik hastalıkların görülme sıklığının önemli derecede artış gösterdiği ve tüm dünyadaki ölümlerin %63’ünün kronik hastalıklar nedeniyle gerçekleştiği Dünya Sağlık Örgütü tarafından rapor edilen verilerdendir.

Kronik hastalıklar bireyin mesleki yaşam, ekonomik yapı, sosyal hayat, günlük işlevsellik, psikososyal destek gibi hayatının pek çok farklı katmanını etkilemektedir.

Bireysel düzeyde değerlendirdiğimizde hasta olmak herkes için farklı bir anlama gelir. Hastalığa ilişkin algınızı fark etmeniz önemlidir. Hasta olmak muhtaç olmak, yakınları yıpratmak, yük olmak, eskisi gibi olmamak gibi kişiye göre farklı anlamlar taşıyabilir. Kişi itibarının elinden alındığını, zayıf olduğunu, eskisi gibi olmadığını düşünebilir. Hastalığı nasıl anlamlandırdığınız verdiğiniz duygusal ve davranışsal tepkileri etkileyecektir. Hastalıkla başa çıkma biçimleri farklılaşacak ve dile farklı biçimlerde yansıyacaktır. Ölümü beklemek, savaşmak, kaçmak, her şeyi durdurmak, ne yapacağını bilememek gibi ifadeler hastalık tanı ve seyrinin bireyin sürece ve geleceğe nasıl baktığı ile ilgili bilgi verecektir.

Kronik bir hastalık ile gelen değişim yalnızca hasta birey değil aile bireyleri üzerinde de etkili olmaktadır. Her aile korku, çaresizlik, öfke, yas, depresyon, reddetme, suçlama, bastırma gibi birbirinden çok farklı duygusal ve davranışlar tepkiler verebilir. Kanserli hastayı merkeze koymadan aileyi, toplu halde ele alıp, kanserin herkes üzerindeki etkisini ayrı ayrı irdelemek önemlidir.

Bu bakış açısıyla değerlendirecek olursak üç aşamadan bahsedebiliriz. Birinci aşama, kriz aşamasıdır. Tanı öncesi semptomların ortaya çıkmasından tedaviye ilk adaptasyonun sağlandığı ana kadar geçen süreci kapsar. Hastalık öncesine ait aile kimliği sarsılmıştır ve aile hastalık öncesinde sahip olduğu aile kimliğinin yasını tutmaktadır. Durumun kalıcılığını kabullenme, kayıp olasılıklarını fark ederken umudu korumaya çalışma, hastalığın getirdiği belirsizlikler ve psikososyal zorluklara karşı esneklik geliştirmeye çalışmayı içeren bir dönemdir.  Kronik aşama olarak isimlendirilen ikinci aşamaya “uzun mesafe” de denmektedir. Bu aşamada aile üyelerinin üstlendiği görevler sebebiyle yaşayabilecekleri tükenmişlikleri önlemek, yeni aile sınırları dahilinde bireysel ve ailesel rolleri yeniden tanımlamak, ailenin normal hayatına dönmesi için çaba harcamak elzemdir. Üçüncü yani terminal aşamasında ölümün kaçınılmazlığı tüm aile üyelerini etkiler hale gelmektedir. Kriz aşamasındaki hastalığı yenme ve kontrol çabasını burada “bırakma” haline dönüşmektedir. Çözülmemiş aile meseleleri ortaya çıkabilir. Hasta ile üyesine destek olmak, son günlerini dolu dolu geçirmesini sağlamak, vasiyet işlerini düzenlemek bu süreçte gerçekleşir.

İSTER HASTA OLUN İSTER HASTA YAKINI!

Hastalığın seyri, tedavi süreci, aile içi dinamiklerinizin nasıl etkileneceği ile ilgili bilgi sahibi misiniz? Bu konularla ilgili bilgi ve psiko-eğitim alma şansınız var ise bunu değerlendiriniz.

Hastalık ve sürecin yaşamınızın farklı alanlarında oluşturduğu yüklerin farkına varmaya çalışın. Oluşan sorunların ne kadar erken farkına varılırsa müdahale de o kadar erken olacaktır ve tüm yaşam döngünüzü kaplamasına engel olmuş olacaksınız.

Duygular ile ilgili konuşmamak birçok aile için sözsüz kural gibidir. Ancak böylesi bir süreçte deneyimlenen güçlü olumsuz duygularla yalnız baş etmeye çalışmak hem kişisel hem de aile sistemine zarar verecektir. Hastalıkla ilgili konuşmak korkutucu olabilir, yine de kaygı ve korkunuzu diğer aile üyeleri ile de paylaşmayı deneyin ve onları dinleyin.

Kronik hastalığı olan bireyin çocuk olduğu durumlarda günlük işlerdeki rol değişimi, sorumlulukların paylaşımı, eşler arasındaki duygusal değişimler uzun süreli olumsuz sonuçlar yaratabilmektedir. Sorunlarını konuşmaktan kaçınmayın ve çözüm için neler yapabileceğinizi değerlendirin.

Aile sisteminde herkesin farklı işlevleri vardır. Bir kişiyi sistemin dışında bırakmak ailenin bazı işlevlerini yerine getirememesi anlamına gelir. Kronik bir hastalığın varlığı durumunda “üçgenleşme” olasılığından bahsedebiliriz. Bu iki kişinin sürecin içinde diğerinin dışında kalmasıdır. Hastane süreçlerinde hasta ve yanında kalan yakını ile bu süreçte çalışmak zorunda olduğu için teması az olan diğer bir yakın gibi. Zaman zaman ebeveynler çocuklarını korumak ya da onları üzmemek adına onları dışarıda bırakmaktadır. Ancak bu ilişkilerde öfke, yalnızlaşma, suçlamayı doğurabilir. Süreci birlikte yürütün, bunun ihtiyacınız olan sosyal desteği almanız için de gerekli olduğunu unutmayınız.

 

 

İlgili Makaleler