Tarih Tekerrürden mi İbaret?

Tarih Tekerrürden mi İbaret?

Tarih Tekerrürden mi İbaret?

Son 1 yıldır tüm dünyanın gündeminde olan covid-19 salgını hayatımızı derinden etkilemeye devam ediyor.

Pandemi tüm hayatımızı; sağlık sistemini, ekonomiyi, yaşam alışkanlıklarımızı, geleneklerimizi, iş yapış biçimlerimizi, eğitim sistemimizi, yaşama dair ne varsa gözden geçirip yeniden yapılandırmamıza sebep oluyor.

COVID-19 dünyanın karşılaştığı ilk salgın değil elbette. Geçmişi birebir aynı biçimiyle yeniden yaşamamız da mümkün değil aynı zamanda. Bu yüzyılda yaşamış olmayı ve bu pandemiye denk gelmiş olmayı talihsizlik olarak nitelendirmekte çok doğru olmayabilir, çünkü dünya varoluşundan beri salgın hastalıklarla mücadele ediyor.

Tarih sayfalarına geçmiş en bilinen salgınlardan bazıları;

 JUSTİNYEN VEBA SALGINI

541-542 yılları arasında Bizans İmparatorluğunu, ama özellikle başkenti Konstantinopolis’i, Sasani İmparatorluğunu, Akdeniz etrafında bulunan liman şehirlerini etkileyen bu salgın tarihteki en büyük veba salgınlarından biri olarak gösteriliyor. Bu salgında yaklaşık 100 milyon kişinin öldüğü düşünülüyor.

KARA VEBA

Kara Ölüm ya da Kara Veba olarak bilinen bu salgın 1346-1350 yılları arasında Avrupa’da büyük yıkıma yol açtı.

Asya’nın güney batısında başlayarak 1340’lı yılların sonlarında Avrupa’ya ulaştı. Salgına Yersinia pestis adı verilen bir bakterinin yol açtığı tahmin ediliyor. Salgın sebepli can kaybının 50 milyon olduğu düşünülüyor.

HIV / AIDS

Aids

Aids

HIV’in ilk kez 1960 yılında ortaya çıkmasına rağmen 1970’li yıllarda yayılımı tıp dünyasının dikkatini çekmeye başladı. Ancak uzun yıllar boyunca Afrika’nın uzak bölgelerinde sınırlı kaldı. Daha sonra virüs bütün dünyaya yayıldı.

Dünya üzerinde 40 milyona yakın kişinin HIV virüsü ile yaşamını sürdürdüğü belirtiliyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün verdiği rakamlara göre şu ana kadar HIV/AIDS nedenli ölüm sayısı 32 milyondan fazla.

ASYA GRİBİ

1957 yılında Çin’den başlayarak, Uzakdoğu’ya daha sonra da Avustralya, Amerika ve Avrupa’ya yayılmış olmasından ötürü bu adla anılmaktadır. Asya gribinden ölenlerin sayısının 24 milyon olduğu tahmin ediliyor.

KOLERA SALGINLARI

Kolera salgınları çeşitli tarihlerde tekrar etti. İlk kolera salgını 1817-1823 yılları arasında yaşandı. Sonrasında 1800’lü yıllarda defalarca yaşanan kolera salgınlarında ölenlerin sayısının milyonları aştığı bilinmektedir.

SU ÇİÇEĞİ

Su Çiçeği

Su Çiçeği

15.yy da Amerika kıtasındaki yerliler ile temas eden Avrupalı kaşifler beraberlerinde getirdikleri virüs ve bakterileri buradaki insanlara bulaştırdılar.

Suçiçeği hali hazırda Avrupa’nın üçte birini öldürmüştü ancak bağışıklık sistemleri Avrupalılar gibi gelişmemiş olan ve ilaçları da yetersiz kalan Amerikan yerlilerinin hiçbir şansı yoktu. Milyonlarca insan öldü…

HONG KONG GRİBİ

Hong Kong gribi 1968-1969 tarihleri arasında görüldü.

EBOLA SALGINI

2014-2017’de Batı Afrika ülkelerinde binlerce kişinin ölümüne sebep olan Ebola salgınından sonra 2018 yılında bir salgın daha gerçekleşti. Kongo’da görülmeye başlayan Ebola salgını, yine binlerce kişinin ölümüne neden oldu.

SARS

2003’te Çin’de patlak veren ve 8 bin kişinin etkilendiği ağır akut solunum yolu yetersizliği sendromu (SARS) salgını nedeniyle dünya genelinde 800’den fazla kişi yaşamını yitirdi.

İSPANYOL GRİBİ

1918-1919 kışında yaşanan İspanyol gribi olarak adlandırılan grip salgınında 500 milyon kişi hastalandı ve 40 milyon ila 70 milyon arasında insan öldü.

1918 sonbaharında başlayan bu salgında kaybedilen insan sayısı 1. Dünya savaşında kaybedilenlerden daha fazlaydı. Kasım 1918’de sona eren savaşın, virüsün dünyaya yayılma şekli üzerinde önemli bir etkisi olmuştur. Hatta adını bile savaş nedeniyle almıştır. Aslında yaşanan grip İspanya’da başlamadı ve diğer ülkelerden daha fazla etkilenmedi ama İspanya bu salgını ilk raporlayan ülke oldu.

1918 yazında, virüs dar alanlarda yaşayan askeri birimler arasında yayıldı. Savaş sona erdiğinde ise hayatta kalan virüs taşıyıcıları eve geri döndü, virüs kalabalık kutlamalarda yeni kurbanlarını buldu ve siviller de hasta oldu.

1919 yılının ilkbaharında ise üçüncü bir dalga yaşandı. Mevsimsel gripte olduğu gibi, en kötü etkilenen nüfus yaşlılar ve çocuklardı. Bununla birlikte, tipik bir grip salgını ile karşılaştırıldığında, 25-34 yaş grubunda hasta sayısı çoktu. En kötü etkilenen grup hamile kadınlardı. Hayatta kalan hamile kadınların çoğunun ise çocuğunu kaybettiği tahmin edilmektedir.

İspanyol gribi normal bir gripten daha hızlı yayılmış, daha uzun sürmüş, gençleri daha çok etkilemiş ve daha hızlı ölümlere neden olmuştur.

2019 yılı Aralık ayında başlayan ve hala devam eden Covid 19 salgını tam da 100 yıl önce yaşanan İspanyol gribi salgınını hatırlattı hepimize.

İspanyol gribi belirtilerin başlamasını takip eden iki üç gün içinde ölüme sebep oluyordu. İnsanlar, kendilerini neyin öldürdüğünü bilmiyorlardı. Çünkü virüslerin hastalıklara sebep olduğu o zamanlar bilinmiyordu. Tedavide kullanılan ilaçlar aspirinden ibaretti. Salgının havadan koklayarak yayıldığı düşünülüyordu ve hekimler gagaya benzer maskeler takıyordu. Bu maskelerin uç kısmında koku veren maddeler vardı.

Hastalıkla ilgili yapılabilecek tek şey daha fazla insana bulaşmasını engelleyecek önlemler almaktı. Tıpkı şimdi olduğu gibi maske kullanımı, sosyal mesafe ve karantina tedbirleri salgının yayılmasını yavaşlattı.

Tarih tekrarlıyor gibi görünse de o yıllara göre tıp ve eczacılık çok gelişti. Teşhis ve tedavi yöntemleri eskiyle kıyaslanamaz düzeyde. Salgının başlangıcından hemen sonra aşı ve tedaviye yönelik ilaçlarla ilgili olumlu gelişmeler yaşandı.

İspanyol gribi pandemisi ve tarihteki tüm salgınlarda olduğu gibi Covid-19 salgını bittikten sonra da hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Ekonomik, sosyolojik, psikolojik birçok iz bırakacak…

İlgili Makaleler