Merhaba sevgili okurlar;

Yeni bir yılda daha sizlerle birlikteyiz. 2020 yılı hepimizi değişmeye zorlayan bir yıl oldu. Yeni alışkanlıklar kazanmak zorunda kaldığımız salgın süreci, hepimizi belli oranda değiştirdi. İstesek de istemesek de bu farklılığı yaşadık. Bir anlamda hayat bizlere “Biraz sakin ol ve bekle, buna da alışacaksın” diye tembihte bulundu. Eskiden takıntılı olduğunu düşündüğümüz insanların hareketleri hepimizin normali oldu. Yaşanan gelişmeler, önyargıyla baktığımız kimi alışkanlıklara bizi mecbur kıldı. Hayat her alanda değişimi şart kılmışken bizler hala 1953 yılında kabul edilen yasaya tabi hareket etmek zorundayız. Bir virüsün sebep olduğu değişim rüzgârının mesleğimizde neleri ne şekilde değiştireceğini şu an için öngöremiyorum ancak bildiğim şey, mevzuatın hala aynı yerde durduğu. Endüstride 5.0’ın varlığının tartışıldığı bir ortamda; yapay zekânın, karanlık fabrikaların, sanal bulut sistemlerinin ve otonom robotların kabul gördüğü bir dönemde bizler, mevcut yasanın dayattığı ilkel şartlarda çalışmak; eczaneye gelmek zorunda kalan hastalarımıza ilaç ya da ilaç dışı ürünü ulaştırmak zorundayız.

Her meslek kolunun reklam yapabildiği bir ortamda “Sağlıklı günler” dilemekten bile yoksunuz. İnternetten sarılma, evet yanlış okumadınız sarılma satın alınabiliyorken; bizler interneti kötülemek zorunda kalıyoruz. Elbette şu an yasal olarak internet satışı, eczane reklamı veya ilaç reklamı yapan kişi ve kurumlara gerekli cezaların verilmesi gerekiyor. Oda yönetimimiz bu konuda çok hassas davranıyor ve müeyyideleri de destekliyor ancak bence ilgili mevzuatında da değiştirilmesi gerekiyor.  Böyle giderse maalesef, yok olmaya mahkum edilen bakkallardan farkımız olmayacak. Benim düşüncem sadece internet satışının olması ya da reklamın yapılması değil. Buradaki mevzu; çağa ayak uyduran ve kendini geliştirmek için eğitimler alan bizlerin, mesleki bilgisi, deneyimi ve donanımı ile sağlık ürünlerini her mecrada sunabilmesi olduğudur. Bu da ancak yasal bir düzenlemeyle mümkündür. Bakınız daha vahim olan husus şu; bizler, farmasötik teknoloji dersinde ve laboratuvar ortamında ciddi ve ağır bir eğitimden geçtik. Buna rağmen ilgili yasada, doktor reçetesi olmadan majistral bir müstahzar hazırlama yetkimiz dahi bulunmuyor. Söz konusu durumda; teşhisi doktor tarafından koyulan hastalığa; etkinliğinden emin olduğumuz, hastanın hayatını ve tedavisini kolaylaştıracak ya da hızlandıracak majistral formülü veya aroma terapi formülünü dahi hazırlayıp, uygulayamıyoruz. Pandeminin başında birçok platformda ‘doğa değişim istiyor ya da doğa dur dedi’ gibi manşetleri gördük. Değişimin şart olduğunu anladık, umarım söz konusu mesleğimiz olduğunda da mecburen değişmek yerine zamana ve koşullara ayak uydurup keyifle yol alabiliriz.

Geçen yıl market zincirinde eczaneye benzer köşeler açıldı. Eczacılar olarak, hepimiz ayaklandık ve gösterdiğimiz tepki üzerine bu firma standını kaldırdı. Ancak böyle giderse maalesef o stant ve köşe, er ya da geç kurulacak gibi gözüküyor. Gıda takviyesi adı altında bizlerin aslında birer ilaç olduğunu bildiğimiz ürünler satılmaya devam edecek. 6197 sayılı yasa güncellenmediği, zamana ayak uydurulmadığı ve çağın gereklilikleri yerine getirilmediği sürece bence direnemeyeceğiz de… Mesleğimizin en büyük handikapı bir bilim insanı olup aynı zamanda ticaret yaptığımızdır. Bu nedenle fikirlerimi eğer kızarak okuduysanız konuyu bir de bu pencereden değerlendirmenizi rica ediyorum sizlerden. Dünya tarihine iz bırakmış bir kahin olarak bilinen ancak aynı zamanda bir doktor ve eczacı olan Nostradamus, kendi öz oğluna bilgilerini aktardığı yazılarda şöyle hitap ediyor: ‘Sevgili oğlum, doğru bilgiye ulaştığında onu kendi yargılarından koru.’ Ben fikirlerimin yüzde yüz doğru olduğunu savunmuyorum; benim de fark etmediğim ya da yanlış şekilde ifade ettiğim düşüncelerim olabilir. Ancak yanlışı tartışmadan doğruya ulaşabilmek de zordur. Hepimizin oturup düşünmesi gerekiyor. Yol alma vakti geldi de geçiyor. Lütfen kendi yargılarımız nedeniyle başka düşüncelere kulak tıkayıp mesleğimizin yok olmasına izin vermeyelim.

2020 yılı hepimiz için çok zor geçti; bir tarafta covid salgını, deprem ve sel felaketleri diğer tarafta bizi bekleyen susuzluk derken… Elbette hayat devam ediyor ve umut, bizler var olduğumuz sürece vardır. Yaşadığımız depremde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza ve Covid salgınından dolayı hayatını kaybeden tüm meslektaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyor, yakınını kaybeden meslektaşlarımıza da sabır diliyorum. İzmir depremi ile ilgili sizlere de teşekkür etmek istiyorum. İyi ki eczacıyım ve böyle büyük bir ailenin üyesiyim diye düşünüyorum. Değerli meslektaşlarım, sizler, altın kalpli birer yardım seversiniz. Depremzede meslektaşlarımıza ve insanlara yardım elinizi uzattınız. İyi ki varsınız.

Değerli okurlar dergimizin bu sayısında komisyon üyelerimizle birlikte, birbirinden farklı ve güncel konuları sizlerin beğenisine sunuyoruz. Bizlere yazıları ile destek olan tüm yazarlarımıza sonsuz teşekkürlerimizi sunuyor, keyifli okumalar diliyorum.

Editör Ecz. Tülay BASUT