“Ormansız Bir Yurt, Vatan Değildir”

“Ormansız Bir Yurt, Vatan Değildir”

İçinde yaşadığımız 21. yüzyılda, gittikçe artan nüfusun çeşitli gereksinimlerini karşılamada doğal kaynakların büyük katkısı bulunmaktadır. Doğal kaynaklar içinde en önemlilerinden biri olan ve ulusal ekonomideki değerleri gün geçtikçe artan ormanların geliştirilmesi ve korunması kaçınılmaz bir zorunluluk haline gelmiştir. Ormanlar, ülkelerin ekonomik yaşamı yanında, sosyal yaşamlarında da büyük öneme sahiptirler.

Organik maddelerden oluşan ve canlı bir varlık olan orman, açıkta bulunması nedeniyle, kesim çağına ulaşıncaya kadar, biyotik (canlı) ve abiyotik (cansız) birçok etkenin yarattığı çeşitli tehlikeyle karşı karşıya bulunmaktadır. Biyotik yani canlı etkenler arasında; insan müdahalesinden kaynaklanan orman yangınları, usulsüz kesimler, zararlı böcek ve organizmaların çoğalması ve ağaç hastalıkları sayılabilir. Abiyotik yani cansız etkenlere ise; yıldırım düşmesi, kuru otların tutuşması gibi sebeplerle çıkan yangınlar, ağaçların köklerinden ayrılmasına neden olan fırtına, sel, heyelan gibi olaylar örnek gösterilebilir.

Ormanlar gerek faydaları gerekse yok olduklarında ortaya çıkan sonuçlar itibariyle yalnız ait oldukları ülkeler için değil, tüm insanlık için son derece önemli varlıklardır. Ormanlar, ağacı, suyu, toprağı ve barındırdığı hayvanları ile bir bütündür. Bu bütünlüğün tek bir unsurunun yok edilmesi doğal felaketleri de beraberinde getirmektedir. Bugün yaşadığımız iklim değişikliklerinin en temel nedenlerinden biri ormanların yok edilmesidir. Bu nedenle, ormanlarımızın korunması hem ülkemiz hem de dünyamız için büyük önem taşımaktadır.

Üzerinde yer aldığımız coğrafya, iklim kuşağı bakımından yeni orman yetiştirmeye çok elverişli değildir. Yanan, yok edilen ekosistemlerin yeniden orman yetiştirmeye hazır duruma gelmesi için çok uzun yıllar gerekmektedir.

Yangınlar ormanlar için en büyük tehdittir. Yanma olayı ısı, oksijen ve yanıcı maddelerden oluşan üç unsurun bir arada olmasıyla meydana gelir. Yangının sönmesi için de bu üç unsurdan birinin ortadan kaldırılması gerekmektedir. Ülkemizde çoğunlukla iki çeşit orman yangını ortaya çıkmaktadır. Bunlar örtü ve tepe yangınlarıdır.  Örtü yangını; orman toprağını örten ölü ve diri örtüyü (ot, çayır, fide, fidan, kesim artıkları vb.) yakan yangındır. Tepe yangını ise; ağaç ve ağaççıkların tepelerini yakarak ilerleyen yangındır ve en tehlikeli yangın türüdür.

Yangınlarla mücadelede erken müdahale çok önemlidir. Bu mücadelede bilinçli insan gücü ve teknik alet kullanımı büyük önem taşımakla beraber nitelikli yangın uçağı ve helikopter müdahalesi de olmazsa olmazlar arasındadır. Orman yangını söndürme araçlarını yalnızca yangın ayları kabul edilen yaz aylarında kiralamak çözüm değildir, bu cihazlar kışın çıkabilecek yangınlara karşı da (örneğin 2019 Aralık, 2021 Ocak ayı Karadeniz Bölgesi orman yangınları) her daim erişilebilir olmalıdır.

Dik ve engebeli dağlık yapımız da ormanlarımızı korumamızı güçleştirmektedir. Bu nedenle ormanlarımızın korunması ancak, yukarıda belirttiğimiz zararlı etkenlerin zararsız hale getirilmesi ile mümkün olabilir. Her şeyden önce bu etkenler çok iyi etüt edilmeli, sonra da bunları doğuran nedenler ortadan kaldırılmalıdır. Ormanın kendisine yönelen zararlı etkenlerle savaşta başarıya ulaşılabilmesi için topyekûn yurttaşlık bilincinin geliştirilmesi gerekmektedir.

Modern ormancılığın amacı, ormanın devamlılığının sağlanması ve en uygun şekilde ormandan yararlanılmasıdır. Ormanları yetiştirmek yeterli değildir. Buna ek olarak ormanları çeşitli tehlikelere karşı korumak, zarar verecek unsulara karşı önlemler almak, hatta gereğinde savaşmak gerekir.

Ülkemizde ve geri kalmış/bıraktırılmış ülkelerde ormanların yok oluş nedenleri arasında yangınlar, kundaklama, hatalı hayvan otlatma, arazi açmacılık ve odun kaçakçılığı gibi nedenler sayılmaktadır. Son dönemde ise ormanların kaybedilmesinin en önemli sebepleri arasında; yeraltı zenginliklerine ulaşmayı hedefleyen şirketlerin ormanları yok ederek (özellikle altın ve nikel için) maden sahası oluşturması, enerji sağlamak amacı ile rüzgâr santralleri yapılması(santrallerin ve türbinlere giden yolların yapılması için çok sayıda ağacın kesilmesi), ormanı besleyen derelerin hidroelektrik santralleri yapımı nedeniyle kapalı ortama alınması ile ormanların kurutulması ve en kötüsü de konut yapımı için ormanların açılması/yakılması gösterilebilir.

Ülkemizin batısındaki dünya güzeli Kaz Dağları oksijen deposuyken şimdi siyanür deposu olmuş, İzmir’de baraj yerine altın tercih edildiği için Efemçukuru’nda yerin altı üstüne çıkarılmış, Doğu Karadeniz’de yine aynı nedenlerle İkizdere mahvedilmiş, batı ve güney kıyılarımızdaki ormanlar ise kimliği meçhul -olduğu iddia edilen- kişilerce yakılıp yerlerine binalar, tatil köyleri, oteller yapılmıştır. Bu örnekler ne yazık ki gün geçtikçe çoğalmakta ve yakın gelecekte yeni nesillere bırakacak orman kalmayacak gibi görünmektedir.

Tarihte ormanlarını koruyanlar, sanayi devrimlerini yapan gelişmiş ülkeler olmuş, ülkemiz gibi geri kalmış/bıraktırılmış 3. dünya ülkeleri kendi ormanlarını diğer ülkelerin yararları için para karşılığı onlara açmıştır. Cumhuriyetin 1923-1937 döneminde devlet ormanları kısa ve uzun dönemli sözleşmelerle yerli ve yabancı özel girişimciler tarafından işletilmiştir. En verimli Koru Ormanları yerli ve yabancı şirketlere kiralanmıştır. Bu düzen, 1924 yılında Mustafa Kemal Atatürk tarafından ülkemize getirilen yabancı uzmanların da çabalarıyla 1937 yılında yürürlükten kaldırılmıştır. Günümüzde büyük şirketlerin ormanların yok edilmesine neden olan işletme çabaları kamuoyunun da büyük tepkisine rağmen hâlâ devam etmektedir.

Ülkemizde ormanlarımızın güvenliği ve gelecek kuşaklara aktarılabilmesi için 1937 yılından sonra da hukuki önlemler alınmıştır. Ormanlarımızın korunması hususu 1961 Anayasası’nın 131’inci, 1982 Anayasası’nın 169’ncu maddesiyle koruma güvencesi altına alınırken, yürürlükteki 6831 sayılı Orman Kanunu’nda da bu korumanın hangi usul ve esaslar dâhilinde yürütüleceği belirlenmiştir.

Peki, ormanlarımızın korunması her yönden düşünülmüş ise, ormanlarımız neden hâlâ yok olmaya devam ediyor? Acaba çocuklarımıza “baltalar elimizde, uzun ip belimizde, biz gideriz ormana hey ormana” şarkısını söyletmek yerine, “kapitalizm gölgesini satamadığı ağacı keser* yavrum halbuki ormansız bir yurt vatan değildir**” sözlerini mi öğretmeye başlasak artık, ne dersiniz?

Oral DÜNYAOĞULLARI

Fotoğraflar:

  1. 1980’lerden beri yaz tatillerimi geçirdiğim Özdere. Üst kısımda görünen evler 1999 yılında yoktu ve bu bölge ormandı. Nasıl olduysa yandı ve hemen ertesi yıl buraya siteler konduruldu.
  2. İzmir çok büyük bir felaket yaşadı. Karabağlar-Kavacık-Tırazlı-Efemçukuru ormanları yandı(yoksa yakıldı mı desek?). Fotoğraf İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin etkinliğinden; Gel-Gör-Koru.
  3. Bağlı bulunduğum iki önemli topluluk yan yana. Yanımızda dünyaca ünlü piyanistimiz Gülsin Onay.

*Karl Marx

**Mustafa Kemal Atatürk

İlgili Makaleler